Yeni Camii

Osmanlı dönemi
Türk mimarisinde yapımı en uzun sürede tamamlanabilen cami Eminönü’nde ki Yeni
Cami’dir. Bugünkü Mısır Çarşısı, Valide Sultan Türbesi ve Hünkâr Kasrı da Yeni
Cami Külliyesi’ne aittir.

Başlı başına önemli bir yapı olan Hünkâr Mahfili çini ve sedef
süslemeleriyle de büyük öneme sahiptir. Klasik dönem örneklerine nazaran dikey
hatların daha da gelişme gösterdiği Yeni Cami’nin içi Sultan Ahmet Camii’nin iç
planıyla aynı olmasına rağmen Sultan Ahmet Camii’ne göre hayli loştur.
Özellikle Hünkâr Mahfili’nin çinileri XVII. yüzyılın ilk yarısının en zengin
koleksiyonlarından biridir. Bu çinilerde mavi renkler hâkimdir ve teknik açıdan
bir gerileme söz konusu olsa da kompozisyon bakımından çok zengin
örneklerdendir
.

TARİHÇESİ

Yapımına III. Murat’ın
karısı, III. Mehmet’in annesi olan Safiye Sultan tarafından 1597 yılında
başlanmıştır.Sultan III. Mehmet’in tahta geçişi ile Valide Sultan namıyla
ünlenen, bütün nüfuz ve hükmü eline alan ve siyasi işlere bile karışmaya
başlayan Safiye Sultan hayrat ve hasenat yapıp şerefini yükseltmek arzusuyla
bir cami yaptırmaya karar verdi.Aslen Venedikli olan Safiye Sultan’ın isteğiyle
yapılması planlanan hayrat için Bahçekapısı civarı seçildi. O tarihte
Bahçekapısı civarı gümrüğe ve limana yakınlığı dolayısıyla bir ticaret yeri,
çok sıkışık ve pis bir Yahudi-Hıristiyan mahallesi idi. Caminin inşaatı
düşünülen saha içinde bir kilise ve bir sinagog vardı. İstimlâk edilecek evlere
iki misli bedel verilmesi, sinagog ve kilisenin yerine de harap iki mabedin
tamiri kararlaştırıldı. Caminin yapımı için sarayın baş mimarı ve Koca Sinan’ın
da öğrencisi olan Davut Ağa görevlendirildi. Nazırlığa Hadım Hasan Paşa,
mutemetliğe Kasım Voyvoda tayin olundu. İstimlâk esnasında bazı haksızlıklar da
oldu. Halkın bir kısmı paralarını alamadı. Bunun üzerine bina emini azledildi
ve yerine Dergâh-ı âli kapıcılarından Kara Mehmet Ağa tayin olundu. Yahudi
mahallelerinin bedelleri iki misli ile sahiplerine ödendi, yıkılması gereken
bir kilise ile bir sinagogun yerine başka bir semtte iki benzeri tamir edildi.

Caminin planları devrin
baş mimarı Davut Ağa tarafından çizildi. Plan Mimar Sinan’ın yaptığı Şehzade
Camii’ne benziyordu. Hicri 1006, miladi 1597 yılının Ramazan ayının ikinci günü
törenle temellerin atılması kararlaştırıldı. Adet olduğu üzere müneccimbaşı eşref
saati beklemiş, Sadrazam Hasan Paşa’da merasim hazırlıklarını yapmıştı. Fakat
bostancıbaşı Ferhat Ağa padişah fermanıyla gelip sadrazamdan mührü alınca,
temel atma töreni bir süre ertelendi. 15 Muharrem 1006 (M. 1597) günü törenle
temeller atıldı ve Davut Ağa yanındaki pek çok mimar-mühendis (benna), dülger
(neccar) ve taşçı ustalarıyla çalışmalara başladı. Caminin yapımına deniz
kenarında başlandığından ortaya çeşitli engeller çıktı. Bugün cami ile deniz
arasındaki geniş alan o dönemde tamamen deniz ile kaplı idi. Yeni Cami’nin
inşaat alanın deniz seviyesinde dolma bir arazi olması temel çukurlarında su
çıkmasına neden oldu. Çıkan su gece gündüz demeden tulumbalarla boşaltılmaya
başlandı. Daha sonra Davut Ağa Mimar Sinan’ın Büyükçekmece köprüsünü yaparken
uyguladığı yöntemle büyük kazıklar çaktırıp bunların başlarını kurşun
kuşaklarla birleştirdi. Bu işlemden sonra binanın temel taşlarını bu tabanlara
oturttu. Bugüne kadar haliç kıyılarında çökme ve kaymalar olmasına karşılık bu
büyük eserin, birçok depremler ve dış etkiler de dâhil olmak üzere hiçbir
arızaya uğramaması temellerinin ne kadar sağlam ve mükemmel yapıldığını
gösterir.

Caminin temel sorunu
çözülmüştü. İnşaatta Rodos’tan getirilen taşlar kullanıldı. Cami birinci katın
pencere hizasına kadar yükseldiğinde İstanbul’da başlayan veba salgını sonucu
mimar Davut Ağa vefat etti.Ayvansarayi’ye göre 1598 yılında “su’i itikat
töhmeti ile Vefa Meydanı’nda katl olundukta” inşaata onun yerine Dalgıç Ahmet
Ağa devam etti ve inşaat 1603’e kadar sürdü. I. Ahmet (1603–1617) tahta geçince
Safiye Sultan eski saraya gönderildi. Bu sebepten Safiye Sultan’ın cami inşaatı
da yarıda kalmış oldu. Yeni padişah bu camiye sahip çıkmayarak kendi adına bu
günkü Sultan Ahmet Camii’ni yaptırmaya başladı. Bundan sonra cami kendi haline
terk edildi. 1603 yılına kadar caminin ne kadarının yapılmış olduğu, aslında
net olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi kubbe taşıyan kemerlere kadar
çıktığını ve tamamlanmadan kaldığı için “zulmiye” diye anıldığını yazar. Birçok
kaynak ise zemin kat pencereleri hizasına kadar yapılmış olduğunu belirtir.
Bundan sonra 1660 yılına kadar geçen sürede sürekli artan Yahudi evleri, camiyi
Yahudi mahalleleri arasına sıkışmış bir duruma getirmiştir. Halk ise camiye
perişan halinden dolayı “zulmiye” ismini vermiştir. Talihsizlikler bitmemiş ve
1660 yılında Bahçekapısı’ndan Unkapanı’na kadar olan sahayı tamamen harap hale
getiren büyük bir yangın çıkmıştır. Yangın yerini teftiş eden o dönemin
padişahı Sultan IV. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan’ın dikkatini yarım
kalan bu cami çekmiştir. Bir hayrat yapmayı planlayan Hatice Turhan Sultan’a
Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa daha önceleri yanmış olan Cerrah Mehmet Paşa
Camii’nin onarılmasını arz etmişti. Hassa mimarı Mustafa Ağa’da Valide Sultan’a
Cerrah Mehmet Paşa Camii yerine Bahçekapısı’nda yarıda kalmış olan camii
tamamlamasını önerdi. Bunun üzerine Valide Turhan Sultan bu abideyi kurtarmak
düşüncesiyle 1660 yılında, duvarlarından bir sıra taş söktürerek başlattı.
Mimarlığa Ser Mimarı Hassa Mustafa Ağa tayin edilmişti. Mimar Mustafa Ağa’nın
nezaretinde yeniden yapımına başlanan caminin bina eminliğine Elhac İbrahim Ağa
tayin olunmuştur. Binayı saran Yahudi evlerinin istimlâki sırasında Yahudiler
yıkıma karşı koymuşlar ve bunun üzerine dellallar çıkarılmış, kendilerine her
türlü zararlarının tazmin edileceği sözü verilmiştir. Yahudiler Balat, Hasköy
ve Fener taraflarına yerleştirilmiş cemaatten 40 kişi de hayat boyu vergiden
muaf tutulmuştur. Bunun yanında Eminönü’ndeki arsa kanunen satılamadığından
cemaat başlarına senede 32 kuruş kira verilmiştir.

Nihayet caminin yapımı
1663 yılında bitirilmiş, Rabiülahir ayının 5. günü mevlit okutulup Cuma namazı
kılınarak açılış töreni yapılmıştır. Bu törende Valide Turhan Sultan, IV.
Mehmet, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, bütün vüzera ve ulema hazır bulunmuşlardır.
Hatice Turhan Sultan, oğlundan başlayarak bütün davetlilere değerli hediyeler
dağıtmış, bütün devlet erkânı da en süslü, pahalı, değerli halı ve avizeleri
camiye vakfetmişlerdir.




MİMARİ
VE SANATSAL ÖZELLİKLERİ

Yeni cami külliyesi,
cami, hünkâr kasrı, Darül-Kurra (yüksek hafız okulu), Sıbyan Mektebi (ilkokul),
Mısır Çarşısı ve sebilden meydana gelmektedir. Sonraları muvakkithane, yeni bir türbe ile dükkânlar ilave olunmuştur.

Yeni Cami’nin dış avlu
duvarları XIX. Yüzyılın ikinci yarısında, muhtemelen Galata Köprüsü’nün
getirdiği trafik nedeniyle yıktırılmıştır. Caminin Darül-Kurra’sı bugün İş
Bankası’nın bulunduğu yerdeydi, Sıbyan Mektebi de buradaki kapının üzerindeydi.
Külliyenin büyük sebili ve çeşmesi türlü hasarlar gördükten sonra Osman Hamdi
Bey tarafından restore ettirilmiştir. Külliyenin türbesi de caminin güneybatı
köşesi ile Mısır Çarşısı’nın güney ucu arasındadır. Üzeri büyük bir kubbe ile
örtülü olan türbe kenarları 15 metrelik bir kare biçimindedir.

Yeni Cami, klasik Türk
mimarisi üslubuyla imar edilmiştir. Kare plan şeklinde olan camii, üzeri dört
yarım kubbe ile desteklenen merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Yüksek bir su
basman üzerine inşa edilmiştir. İç ve dış yapı elemanları ahenkli bir uyum
gösterir. Yeni Cami’nin planı Mimar Sinan’ın Şehzade Camii’nde kullandığı
planın daha ayrıntılısıdır. Dört yarım kubbenin köşelerinde kalan boşluklar
ufak tam kubbelerle örtülmüştür. Kuzeydoğu ve güneybatı cephelerinde hariçten
ve dâhilden ufak sütunlara dayandırılan galeriler vardır. Harici galerilerin
mimaride önemli rolleri vardır. Yüksek su basman üzerine inşa edilmiş bu camiye
merdivenlerle çıkılmakta ve cümle kapılarından girilmektedir. Caminin beş
kapısı, iç avluya bakan iki köşede de üçer şerefeli iki minaresi vardır.

Müezzin mahfili altı
kalın ve iki ince sütuna dayandırılmıştır. Mahfilin kuzeyinde ki altı kubbeyi
de daha ince altı sütun tutar. Ana kubbe dört yarım kubbeyle dört fil ayağına
dayanır. Kubbenin çapı 17,5 metre, yüksekliği ise 36 metredir. Caminin içinde
üç yanında mahfiller bulunur. Müezzin mahfili kıble kapısının üzerindedir.

Sağ ve sol mahfillerin
altında onüçer sütun vardır. Soldaki hünkâr mahfilinin altında dört kemeri
tutan iki sütun yer alır. Mihrap yaldızlı stalâktitler ile süslüdür. Minberde
girift şekillerden meydana gelen süslemeler vardır. Mihrabın solunda iki
pencere arasındaki mermer yüzeye 47 değerli ve renkli taşın geçirilmesiyle bir
mozaik tablo meydana getirilmiştir. Duvarlarla büyük fil ayaklarının ilk
stalâktit sıralarına kadar alt kısımlar mavi çiniler ile süslüdür. Daha yukarı
kısımlarda aynı desende duvar nakışları da yer alır. Cam dolapta caminin
fildişinden yapılmış bir maketi vardır.

Dar ve geniş kemer
alternasyonu, iki yanda ve giriş tarafında büyük poligonal ayaklara oturan ve
Harem’i çevreleyen galeriler, mermer parmaklıklarıyla yükseklik boyutu vurgulanmış
hacimde hoşa giden bir yatay mimari düzeni oluşturmaktadır. Caminin süslemeleri
XVII. Yüzyılın ikinci yarısında, işçiliğin henüz klasik dönemdeki gücünü
koruduğunu göstermektedir. Avlusunda süsleme amaçlı poligonal şadırvanın ve
giriş kapısı mukarnaslarının, minberin ve müezzin mahfilinin, hünkâr mahfili
parmaklıklarının taş işçiliği ve tasarımlarına üstün bir zevk egemendir.


XVII. Yüzyılın
başlarından itibaren İstanbul camilerinde bir yenilik olarak görülen Hünkâr
Kasırları yapılmaya başlanmıştır. Bunların cami içerisindeki Hünkâr Mahfilleri
ile yakın bir bağlantısı vardır. Adeta küçük ölçüde yapılmış bir Türk evi
şeklindedirler. Padişah namazdan önce ve sonra bir süre burada dinlenir. Namaz
vaktini bekler. Abdest alır ve bazı devlet işlerini de görüşürdü. Caminin kıble
duvarı arkasında görkemli bir kapıdan yüksek Hünkâr Kasrı’na bir rampa ile
çıkılır. Bu kasır denize bakan biri kubbeli iki büyük oda, bir eyvan ve odalar
arasında bir helâdan oluşur. Eyvanlardan bir aralığa ve galerili bir sofadan
cami içindeki hünkâr mahfiline geçilir. Kasırdan hünkâr mahfiline geçişte
revaklı galerinin çini kaplaması dönemin en güzel örneklerindendir. Valide
Turhan Sultan için yapıldığı bilinen ve klasik Türk konutunun bütün
özelliklerini taşıyan bu kasır, boğazı, Galata’yı ve limanı seyreden olağanüstü
bir konumdadır.

Gerek köşke giren gerek
aşağıdan girilen merdivenlerin kapıları tamamen sedefle işlenmiştir. Bu köşkte
iki tane çini ocak vardır. Köşedeki çıkmalı salonda tavan, ahşap kubbe şeklinde
inşa olunmuştur. Kapılardaki ahşap işleme de çok ilgi çekicidir. Bugün harap durumdaki Hünkâr Kasrı İTO** tarafından
restore edilmektedir.

Türbenin önünde iki
yönlü duvarla kapalı ve önü iki direkli üç kubbeli kısımdan oluşan, III. Ahmet
tarafından Lale Devri’nde inşa ettirilmiş güzel bir kütüphane vardır. Bu
kütüphanenin kapısının iç kısmında 1137 tarihli kitabe vardır. Bezekleri o
devirden kalmadır. Sonradan ekleme olmasına rağmen yerine uygun yapılmış olup
yabancılığı hissedilmemektedir.Hatice Turhan Sultan’ın türbesi Yeni Cami ile
Mısır Çarşısı arasında inşa edilmiştir. Üzeri yarım kubbelerle desteklenen
oldukça yüksek bir kubbe ile örtülmüştür. Duvarları 2 metre yüksekliğe kadar
çini panolarla bezenmiştir. Türbenin ortasında Valide Sultan’ın sandukası
bulunmakta olup ayrıca burada kabri olan hükümdarlar Sultan IV. Mehmet, Sultan
II. Mustafa, Sultan III. Ahmet, Sultan I. Mahmut, Sultan III. Osman, bunların
dışında da iç taraftaki başka bir türbede Sultan V. Murat’ın kabri
bulunmaktadır.

Mısır Çarşısı
İstanbul’un tarihi çarşılarının içinde en ünlülerinden biridir ve Eminönü’nde
bulunan Yeni Cami Külliyesi’nin bir parçasıdır. Üzeri kapalı ve L şeklindeki
mimarisinin özellikleriyle dikkat çeken Mısır Çarşısı 1691 ve 1940 yıllarında
geçirdiği iki büyük yangında önemli ölçüde hasar görmüştür. 1940 yılında
İstanbul Belediyesi tarafından restore edilmiştir. Daha çok Mısır’dan getirilen
malların satıldığı bir yer olması nedeniyle XVIII. Yüzyılın ortalarından itibaren
Mısır Çarşısı olarak anılmaya başlanmıştır. Oysa ilk dönemde çarşı Valide
Çarşısı ve Yeni Çarşı olarak biliniyordu. Çarşının bugün bazıları kullanılmayan
6 kapısı vardır. Mısır Çarşısı başlangıçta aktarlar ile pamukçu ve yorgancılara
tahsis edilmiş iken özellikle 1970’li yıllardan itibaren aktar dükkânları hızla
azalmış ve yerine kuyumcu, kasap, kuruyemişçi, manifaturacı ve kunduracı
dükkânları açılmıştır.

Yeni Cami Sebili ve
çeşmesi Bahçekapısı’nda son bulan sokağın üstünde iken bugün İş Bankası ile
Osmanlı Bankası ve ticarethaneler arasında camiden uzak kalmıştır.

Fatih KOŞAK

http://www.turkbirlik.gen.tr