Posted by: yeguner | Mayıs 24, 2007

Eyüp Sultan Camii

Eyüp semtinin merkezinde, Haliç kenarındaki Eyüp Sultan Külliyesi içinde bulunan Eyüp Sultan Camii, İslam aleminin önemli ziyaretgahlarından biridir. Caminin içinde de yer aldığı Eyüp Sultan Külliyesi; camii , türbe, hamam ve günümüze ulaşmayan medrese ve imaretden oluşmaktaydı. Külliyenin ilk inşa edilen kısmı türbedir. Bu türbe adını, Hz. Muhammed’i Medine’ye ilk geldiğinde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari isimli sahabeden almıştır.

Halk arasında “Eyüp Sultan” olarak adlandırılan bu kişi, Emevilerin 668-669′daki İstanbul kuşatmasına katılarak bu savaşta şehit olmuştur. Mezarının bulunduğu yeri İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemseddin rüyasında görmüş ve buraya türbesi yaptırılmıştır. 1459 yılında ise yine Fatih Sultan Mehmed tarafından türbenin yanına camii, medrese, imaret ve hamam yaptırılmış böylece külliye oluşmuştur.

Yaptırılan bu ilk camii 1766 yılındaki depremde çok büyük zarar görmüş ve tamir edilemeyeceği anlaşılınca, Sultan III. Selim tarafından 1798′de tamamen yıktırılarak yerine yeni bir camii yaptırılmıştır. Bu yeni camii 1800 yılında tamamlanmış ve padişahın da katıldığı bir törenle ibadete açılmıştır. Günümüze kadar ulaşmayı başaran bu ikinci camidir. Camiinin 17.50 metre çapında bir ana kubbesi ve oldukça uzun iki minaresi vardır. Camii iç süslemeleri oldukça sadedir. Bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Ama mihrabındaki altın yaldızla kaplanmış süslemeleri dikkat çekicidir.

biggistanbul

Posted by: yeguner | Mayıs 23, 2007

Süleymaniye Camii

En büyük hükümdarin en büyük mimara yaptirdigi muhtesem eser

Süleymaniye, onu yaptiran hükümdar kadar muhtesem! Istanbul’un yedi tepesinden birinin yamacinda, o tepeyi asan bir dag gibi heybetli. Yalniz çevresine degil, bütün Istanbul’a hükmediyor. Bütün Istanbul’u kucakliyor.

Bugün Istanbul’da yükseklikleri Süleymaniye’yi asan binalar var. Hanlar, apartmanlar var. Ama bütün bunlar Süleymaniye’ye nispetle ne kadar silik. Ne kadar küçük! Çünkü Süleymaniye’nin ihtisami yalniz boyutlarinda degildir.

Dünyanin en kudretli hükümdarinin emriyle, dünyanin en büyük mimari tarafindan, dünyanin en güzel sehrine yaptirilan anit, elbette böylesine muhtesem olacakti. Kanuni Sultan Süleyman böyle olmasini istemisti. Yaptiracagi caminin dünyanin herhangi bir yerinde daha evvel yapilan camilerle ve öteki mabedlerle ölçülemeyecek kadar muhtesem olmasini arzu etmisti.

Mimarbasi Koca Sinan bu emri alinca Ayasofya’dan daha güzel bir mabed yapma firsati buldugu, bu imkana kavustugu için, kivançla, sevk ve heyecanla ise koyuldu. Önce, bu bugünkü üniversitenin bulundugu yerdeki sarayin kuzeyinde, Istanbul’un üçüncü tepesinin yamaci idi. Sonra, hayal ettigi mebedin resmini çizip padisaha gösterdi ve boyutlari hakkinda yaklasak bilgiler verdi. Kanuni tasariya begenmisti.

TEMEL ATILIYOR

En usta sanatkarlar ve mimarlar Istanbul’da Mimarbasi Koca Sinan’in emrine verildi. Bir yandan da, imparatorlugun her tarafindan eserin insasina yarayacak malzemenin toplanmasina baslandi.
1549′da temel kazisina baslandi. Kaya zemine ulasma ve temelleri tutturma isi uç yil sürdü. Üç yil da temel hizasindaki insaat için çalisildi. Bundan sonra insaata bir yil ara verildi. Bu, temelin iyice oturmasi, bütün agirlik binince hiçbir yerinde en ufak bir çökntü olmamasi içindi.
Insaata bu maksatla ara verilmasi dünyanin bazi ülkelerinde, Islam aleminin en büyük mabedi olacak binanin yapilmasindan vezgeçildigi seklinde yorumlandi, Böyle düsünenler arasinda Iran Sahi da vardi.

Muhtesem eser, temellerin atilmasindan sonra bir yillik bekletme süresi de dahil olmak üzere sekiz yilda tamamlanmisti. Sekiz yil sonra, daha açilis merasimi yapilmadan, en büyük Islam mebedinin yapildigi heberi bütün dünyada duyulmustu.Gerçekten, Istanbul’un en muhtesem abidesi olan Süleymaniye, kubbesinin çapi ve yüksekligi disinda birçok bakimdan Ayasofya’yi asiyordu.
Ayasofya’nin kubbesi, yanlardaki dörder çapraz tonozla desteklenmisti. Sinan ise Süleymaniye’de asil kubbenin iki tarafinda ayni büyüklükte olmayan dörder kubbe oturtmustu. Bu, yapiya harikulade bir zerafet veriyordu.

SÜLEYMANIYE’NIN BOYUTLARI

Iç ve dis avlular olarak genis bir alani kaplayan caminin esas binasi 57 metre genislikte ve 60 metre uzunlukta, yani kareye yakin bir alan isgal eder. Kunnesinin çapi 25.5 m., yerden yüksekligi ise 53 metredir. Kubbe dört filayagina dayanan dört büyük kemere ve bu kemerler arasindaki dört askiya oturtulmustur. Sinan’in deyimi ile bu dört somaki sütun Muhammed dinini sembolize eden kubbeyi tutuyordu. Bu sütunlarin nereden nasil getirilidigini asagida okuyacagaz. Iç avluya üç kapidan girilir. Ortadaki büyük kapinin üzerindeki mermer isçiligi, Selçuk sanatinin devamini ve gelismis ince ustaligini yansitir.

Süleymaniye’nin dört minaresi ve bu minarelerin toplam 10 serefesi VARDIR. Bu, Kanuni Sultan Süleyman’in 10. Osmanli hükümdari olusunu sembolize eder. Büyük minarelerin yüksekligi 74 metredir.

Minare sayisinin dört olusunu da Kanuni’nin fetihten sonra 4. Padisah olusunu baglaya tarihçiler vardir. Bu görüse ilk defa, içinde bulundugumuz yüzyilda, E.Mamboury tarafindan yer verilmistir. Galatasaray Lisesi’nde uzun yillar matematik ögretmenligi yapan Mamboury ayni zamanda bir mimarlik tarihçisidir. Yabancilar için ilk büyük Istanbul rehberini de o yazmistir.

HARIKA BIR AKUSTIK

Mimar Sinan, cami içinde sesin iyi yayilmasi ve duyulmasi için harika bir teknik kullanmistir. Bunun için bütün kubbeleri çift kubbe seklinde yapmistir. Ayrica, ortadaki büyük kubbeye, içeriye dogru açik durumda, derinlikleri 50 metreye ulasan, agizlaru 5 metre olan 64 küb yerlestirmistir. Bu küplerden, küçük kubbelerin köselerine ve sarkitlarin altina da koymustur. Bundan baska, zeminde, sesi yansitmak için tuglalardan bosluk birakmistir. Iste bu sayede Süleymeniye harika bir akustige sahip olmustur.

KARINCA KAPTAN’IN ARMAGANI

Caminin insaatina yarayacak malzemenin Istanbil’dan ve imparatorlugun diger eyaletlerinden de toplandigini söylemistik. Büyük kubbeyi tutan dört somaki sütundan biri Baalbek harabeleinden, biri Iskenderiye’den getirilmis. Ikisi de Istanbul’daki yikik Bizans eserlerinden alinmistir. (Evliya Çelebi’ye göre Misir’dan getirilen sütunlarin sayisi dört idi. Bunlardan ikisi revaklarda kullanilmis olabilir.) Beyaz mermerler Marmara Adaasi’ndan, yesil mermerler Arabistan’dan getirilmisti.
Evliya Çelebi dört büyük sütunun Istanbul’a getirilisini söyle anlatiyor:

”..Caminin saginda ve solunda dört adet somaik mermer sütun vardir ki herbiri onar Misir hazinesi degerindedir. Misir diyarinda eski bir sehirden Nil yoluyla Iskenderiye’ye getirilmis. Karinca Kaptan bunlari orada sallara yükleyip, uygun rüzgar kollayarak Istanbul’da Unkapani’na ulastirmis. Unkapani’ndan Vefa Maydani’na, oradana da Süleymaniye’ye getirerek, Sultan Süleyman’a, ‘’size layik nemiz var ki, bu fakirane hediyeyi kabul eyle” diye sunmustur. Bundan memnun kalan Süleyman Han da, Karinca Kaptan’a Yilanla Ceziresi sancagini hediye etmistir.”

SÜLEYMANIYE’NIN HARCINA KARISTIRILAN MÜCEVHERLER

Süleymaniye’nin temelleri atildiktan sonra, iyice oturmasi için yapiya ara verince, yukarida da söyledigimiz gibi, agir masraflar yüzünden insaata ara verildigini sananlar olmustu. Böyle zannedenlerden biri de Iran sahi Tahmasp Han idi. Ona adamlari böyle haber vermisti. Oysa o bu haberi aldigi zaman, Mimar Sinan’in temelin oturmasi için hesapladigi süre dolmus, insaata baslanmisti. Yüzlerce amele, usta ve süsleme isini yapan sanatkarlar, haril haril çalisiyordu. Bundan habersiz olan Sah Tahmasp, insaatin devami için mali yardimda bulunmak istedi. Istanbul sefiri ile, kiymetli mal yüklü bir kervani ve içi degerli taslarla, mücevherlerle dolu bir kutuyu Kanuni Süleyman’a gönderdi.
Görünüste dostça bir yardim olan bu davranisi ile. Kendi kudret ve zenginligini göstermek, sonunda büyük eserin ancak kendi yardimi ile meydana geldigini söylemek, övünmek istiyordu. Kanuni’ye bu hediyeleri gönderme senebini açiklayan mektubunda da sunlari yaziyorduÇ

”…Haber aldik ki camiyi tamamlamaya kudretiniz yetmeyip, yapilmasindan feragat etmissiniz. Size, dostlugumuza dayanarak bu kadar mal ve hazine ve bu kadar cezahir gönderdik. Bu mücevherleri insaatini bitirmeye çalisan ki bizim dahi hayratinizda hissemiz ola.”

Bu mektuba, mektuptaki usluba sünürlenen Kanuni. Getirilen mallari elçinin gözleri önünde bahsis olarak dagittiktan sonra, mücevher dolu kutuyu da Mimar Sinan’a vererek söyle dedi:

”..Bu gönderdigi taslar benim camiimin taslari yaninda pek kiymetsizdir. Tez bunlari el, öteki taslara karistirip bina eyle!”
Iran sefiri gördüklerine ve duyduklarina sasip kalmisti (Akil dairedinden mephut ve mütehayyir kaldi). Getirdigi mektubunun cevabini böylece alarak Revan’a döndü.

Öte yandan Mimar Sinan, padisahin emrini yerine getirmis, degerli mücevherleri mimarelerden birinin taslari arasina maharetle yerlestirmisti. Günes isiginda elmaslar piril piril patladigi için bu minareye ”Cevahir minaresi’‘ adi verildi. Evliya Çelebi bu taslarin zamanla ”Hararet siddetinden bozuldugunu ve piriltilarinin kayboldugonu” yaziyor.

Süleymaniye elbette sadece bir heybet, sadece bir mimarlik saheseri degildir. Içerideki süsleri ile de bir harikadir. Minber ve mihrap mermer oymaciliginin; vaiz kürsüsü ve abonoz kapilar tahta oymaciliginin en güzel çrnekleridir. Askilar, billur kandiller, tunç samdanlar essiz güzelliktedir.

caminin 138 penceresimden giren isik, ”Sarhos Ibrahim” adiyla anilan ünlü sanatkarin döktügü renkli camlardan içeriye süzlüyor ve anlatilmiz bir sekilde insanlari büyülüyor.

Mihrabin iki yanini süsleyen Kütahya çinileri de çol güzeldir. Hele katahisarli Semseddin Ahmet Efendi’nin kubbeyi isildata hatti ruhlari da aydinlatiyor. Bu har, ”Allah gökleri aydinlatmistir” mealindeki ayetin yazisidir.

Bu yazilara göz nuru döken büyük sanarkar, ayetin anlamaindan ve kubbeye verdigi ihtisamdan gözleri kamasmis gibi, isinin sonlarina dogru iyi göremez oldu. Yazilari, onun ögrencisi olan Hasan Çelebi tamamladi.

 SULTAN ”BITSIN” EMRINI VERIYOR

Artik, Sultan Süleyman’i da, Koca Sinan’i da ölümsüzlestirecek, Türk mimarlik sanatinin üstünlügünü gösterecek eser bitmis sayilirdi. Halk gibi hükümdar da açilisi sabirsizlikla beklemekteydi. Fakat Mimar Sinan titizlik gösteriyor, yapinin hiçbir kösesinde en ufak bir ihmal görülmemesi, hiçbir seyin unutulmamasi için çalisiyordu. Sinan’i çekemeyen bazi kisiler de Sultan’a, onun isini ihmal ettigini, kubbesin durmasindan da süphe ettiklerini söylemek küçüklügünü gösterdiler. Açilisin gecikmesine, isin bir an önce bitirilmemesine gerçekten cani sikilan Sultan Süleyman bir gün camie gitmis, Mimar Sinan’i minber ve mihrapta bazi rötuslar yaparken görmüs ne ona söyle demisti:”-Niçin benim camiim ile mesgul olmayip mühim olmayan islerlee vakit geçirirsin? Ceddim Sultan Mehmet Han’in mimari sana yeter bir numune olsun, bana, bu bina ne zaman biter, tez haber ver!”
Mimar Sinan, Sultan’in bu hitabi karsisinda sasirmis amasükunetle su cevabi vermisti:
”-Saadetlu padisahimin devletinde insallah iki ayda tamam olacaktir.”

TAMAMLADI YAPISINI KIM AÇACAK KAPISINI

 Gerçekten iki ay sonra muhtesem yapi tamam oldu. Fakat eserin bir an önce tamamlanmasini isteyen Sulta Süleyman, caminin kapisini bizzat açmak için axele etmedi. Ayasofya’yi açan Justinianus gibi, Hz. Süleyman’I ve onu yenmis olmak gururuna da kapilmadi. Cami kapisini kendisinin mi yoksa daha layik olduguna Osabasisina sormaktan da çekinmedi. O da, ” Bunu en layik kulunuz emektar Mimar Agadir” cevabini verdi.

16 Agustos 1557 günü, yeni ve muhtesem caminin kapisina gelen Kanuni Sultan Süleyman, orada toplanan büyük kalabaligin huzurunda, Koca Mimar Sinan’i yanina çagirdi ne ona söyle dedi:

”-Bina eyledigin beytullahi, sidk-u safa ve dua ile senin açman evladir!”

Ve, Koca Sinan, dua ile anahtara çevirdi. Böylece, gelecek çaglara bir devrin san ve söhterini, sanat kudretini ulastiracak olan mabedin kapilari açildi.

Kaynak:gbg.bonet.se

Posted by: yeguner | Mayıs 23, 2007

Sultan Ahmet Camii

Istanbul’un en güzel, en muhtesem camii hengisidir?

Bu soruya genellikle ‘Süleymaniye’ diye cevap verilir. Gerçekten, boyutlariyla, uzaktan yakindan heybetli görünüsü ile, Koca Sinan’in bu eseri Istanbul’da essizdir. Bir tanedir.

Fakat bu genel hüküm, bende her zaman Sultanahmet’e haksizlik edildigi düsüncesini uyanditmistir. Içimdeki ses her zaman Istanbul’da en güzel camenin Sultanahmet oldugunu söylemistir

Genel hükümlerin aksine, en güzel caminin Sultanahmet oldugunu sölüyorsam, bunun sebeplerini de açiklamam gerekir.

Kusursuz iki eserden birinin, dügerine olan üstünlügü nedir? Süleymaniye’yi üstün gösteren mimar ve mühendislere bu hükmü verdiren nedir? Ben, mimar ve mühendis olmadigim için mi bu hükmü paylasmiyorum?

Hükmümün, mimar ve mühendia olmayisimla izah edilebilecegini sanmiyorum.
Yillar önçe, her iki camii ayni gün ve ard arda ziyaret ederek söyle bir kanaate varmistim: Ikisi de en güzel!

Fransiz yazar Gentille Arditty-Puller ”Plaisir d’Istanbul” adli kitabinda, romantik çagin en büyük iki piyanisti Liszt ve Thalberg’le ilgili bir fikra hatirlatiyor bunlar için söylenenlerin Süleymaniye ve Sultanahmet için de geçerli olacagini ifade ederek sunlarin yaziyor:

”-Istanbul’un en güzel camii hangisidir?”
”-Süleymaniye.”
”-Ya Sultanahmet?”
”-Aai o mu, o essizdir, en güzelidir.”

Bu hükme katilmakla beraber, içimdeki ses ”Birinci Sultanahmet’tir” demekten vazgeçmedi.

ONU YAPAN USTA YALNIZ MIMAR DEGILDI

En güzel resimle en güzel heykeli, en güzel sarayla en güzel köskü, en güzel cami ile en güzel türbeyi birbirleriyle karsilastirmak dogru olmayabilir. Ayni amaçlarla ama ayri zamanlarda yapilan eserleri karsilastirmak da dogru olmayabilir. Ama, Istanbul’da, sadece 50 yil ara ile yapilan Süleymaniye ve Sultanahmet’i, Türk mimarisinin dorukta oldugu cagda ve ayni amaçlarla yaratilan bu saheserleri karsilastirmak sanirim mümkündür diye düsünmekten kandimi alamadim.

Bugün, Istanbul’un en güzel camiinin Sultanahmet oldugunu söyleyerek, bana bu hükmü verdiren hususlari söyle açikliyorum:

Sultanahmet’in üstünlügü, onun mimari olan Sedefker Mehmed Aga’nin çok yönlü bir sanatkar olusundan ,ileri geliyor. O, yalniz dahi bir mimar degil, ayniz zamanda büyük müzeisyen, büyük sair idi. Bu büyük sanatkar mimarligini, ressamligini, müzisyenligini, sairligini, sedefkarligini ayni eserde ve doruk noktada göstermek istemisti. Sultanahmet’i emsalleriden ayiran, ”birinciler arasinda birinci” yapan farkliliklar, Mahmed Aga’nin bu özelliginden ileri geliyor olmali.

DAG GIBI YÜCE, KUS GIBI HAFIF

Dünyada, çok yönlü olan sanatkarlarin hiçbiri çok yönlügünü, ayni eserde gösterememis, ama Mehmed Aga, bunu basarmistir.

Baska mabedlerde, hafif hüzün veren losluk yerine, Sultanahmet’de çoskulu iç aydinliginin huzur gagitarak disa vurusunu görüyoruz. Sedefler, çiniler bahar güzelligi yansitiyor ve yasatiyor. 260 pencerenin renkli camlarindan süzülen isik içeriye siir gibi, beste gibi doluyor. Essiz güzellikte çinilere yansiyarak, insani akvaryum renginde bir rüya alemine sokuyur, en tatli seslerle anlamli misralara cagrisim yaptiriyor…Insan orada hem dünyalara sigmayacak kadar büyüyür, hem de bir kus gibi hafifliyor. Zaten Sultanahmet, büyük boyutlarina ragmen, uçmaya hazir bir sülün gibi durmaktadir. Sanirsiniz az sonra, füze gibi, uzay kanatlari gibi, slti minaresiyle, Marmara’nin mavisinden gögün mavisine dogru süzülecek, süzülecek…

Hej büyüük sanat eseri insani etkiler. Ama Sultanahmet hepsinden daha çok, daha costurucu, bütün hüzünleri giderici bir tesir yapiyor. Saygi ve övünme duygusu da veriyor. Iste bunlardan dolayi Sultanahmer bana göre, ”birinciler arasinda birincidir.”

BIR BENZERI YOK

Ya Mimar Sinan?.. Sedefkar Mehmed Aga, Koca Sinan’dan üstün müdür?

Bunu söyleyemiyoruz. Sedefkar Mehmed Aga’nin, eserinde, güzel sanatlarin her dalindaki ustaligini gösterdigini söylüyoruz.

Rönesanstan önce, Rönesansta ve daha sonra, çok yönlü olmakta taninan hiçbir sanatkar bunu yapamamistir. Mesela, Rönesans’in çok yönlü iki sanatkari Mikelanj ve Leonardo da Vinci, hiçbir eserde sanatlarinin bir yönünden tazlasini göstermemislerdir. Bir mimar, ressam, heykeltiras, edib olan Leonardo da Vinci, bu sanatlarin hepsini yansitacak bir büyük eser birakmamistir. Baska mimarlarin yaptigi kiliselerin duvarlarini, resimleriyle süslemis, uygulama alani bulamayan ama yine de onun dehasini gösteren mühendislik buluslari yapmis, güzel heykeller yontmus, Mona Lisa (yahut La Joconde) fakat bütün bu ustaliklarini tek eserde toplayamamistir. Mehmed Aga ise, eserinin planini kendisi çizmis, kendisi yapmis. Duvarlarini kendisi süslemis, kapilari kendi begenmis. Bu eserine siir, renk ve ses güzelligini kendisi vermistir. Bir tek eserde sanatkarliginin her yönünü göstermistir.

NASIL BIR ESER

Ayasofya’yi yaptiran Justinianus onunla Hz. Süleyman’in Kudüs’te yaptirdigi mebedi asmak istemisti ve asmisti. Süleymaniye’yi yaptiran Sultan II. Selim, Ayasofya’yi asmak istemislerdi ve asmislardi. Simdi de Sultan I. Ahmet onlari asacak bir cami yaptirmak istiyor, fakat atalarina saygisizlik etmemek için, sadece Ayasofya’yi asacak bir cami yaptirmak istedigini söylüyordu.

Sultan Ahmed, yeni bir cami yaptirmaya karar verdikten sonra, uygun bir yer aranmasina basladi. Teklif edilen birçok yer arasinda padisah bugünkü yerini begendi. Fakat o yillarda burada Sokollu Mehmet Pasa sarayi vardi ve sarayin satin alinmasi, yiktirilmasi, çevresinin iyice açilmasi gerekiyordu.

Padisah, Ayse Sultan’a, ”Otuz yük dinar halis ayar altin” göndererek sarayi satin aldi.

Yeni camiyi gerçeklestirme isi, mimarligi gibi sedefkatligi ve musikisinasligi ile de büyük ün yapmis olan mimarbasi Mehmet Aga’ya verildi.

Sedefkar Mehmed Aga, karsisinda Süleymaniye, yanibasinda Ayasofya gibi iki essiz anitin arasinda, onlarla yarisacak bir eser yapacakti.

Bu eser nasil olmaliydi? Bir eserin büyük olmasi için boyutlarinin büyük olmasi yetmezdi. Güzel olmasi için de yalniz disindan veya yalniz içinden güzel olmasi yetmezdi. Hatta, sadece ‘güzel’ olmasi da yetmezdi. Onun yapacagi eserde güzellik nasil yasanirdi? Siir gibi seyredilerek, huzur gibi duyularak..
Mehmed Aga, uzun çalismalardan sonra planini çizdi ve padisaha sundu. Basmimarin açiklamalarini da dinleyen padisah plani begendi ve onayladi.

PADISAH TOPRAK TASIDI

Artik temel atma zamani gelmisti. 1609 yilinin günesli bir gününde, basta padisah olmak üzere, devlet erkani insaatin yapilacagi yere geldi.
Ayni yüzyilda yasayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini söyle anlatiyor:

”…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanip, Üsküdarli Mahmut Efendi’nin ve üstadimiz Evliya Efendi’nin dualari ile esasinin kazilmasina bsladi. Evvela Sultan Ahmed Han, etegine toprak dodurup, ”Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle” deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak tasidi…”

Padisahtan sonra Seyhülislam Mevlana Mehmed Efendi, Seyh Mehmud Efendi, Vezirlazam Murad Pasa ve diger veziler, ulema, kadiaskerler ellerine kürükler alarak toprak tasimis, harç koymuslardi. Bu sirada kurbanlar da kesilmisti. Issaat çalismalarina sembolik olarak ordu da katilmis, birgün sipahiler, birgün yeniçeriler toprak tasimada çalismislardi. Vezirler, devler erkani kendi adamlarini göndermis, halktan birçok gönüllü çalismalara katilmis, bölece Istanbullular, caglar boyu övünecegimiz bir eserin meydana gelmesi için hizmet etmislerdi.

YEDI YILDA TAMAMLANDI

 

Insaat yedi yilda tamamlandi. Nihayet 1616 yili 2 Haziran Cuma günü, basta padisah olmak üzere, devlet erkani bu defa açilis merasimi için ayni yere geldi. Cami yanina kurulan otaglarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açilis dualarla yapildi.

Sultan I. Ahmet meydana gelen saheserden memnundu. Cami kapladigi alan bakiminda Ayasofya ve Süleymaniye’yi geçiyordu. Ana yapinin kapladigi alan 64×74 m. Boyutlarindadir. Yüksekligi ise 43 metredir.

Içinin renkli aydinligi, duvarlari süsleyen essiz çinileri, kapilari süsleyen sedef kakmalari, o güne kadar yapilanlardan çok daha güzel olan alti minaresi, Istanbul’un panoramik güzelligini arttiran genel görünüsü ile Sultanahmet herkesi büyülemisti. Ama o zaman bu caminin adi Sultanahmet Camii degildi. Halk ona ‘Yeni Cami’ demisti. Eminönü’nde Yenü Cami adiyla anilan cami yapilincaya kadar bu adi tasidi. Eminönü’ndeki eser ‘Yeni Cami’ adini alinca, Mehmed Aga’nin yaptigi camiye de Sultanahmet Camii denildi.

CAMIDEKI IÇ AYDINLIK

 

Sultanahmet Camii’nin mimari tarzi öteki camilere göre, birçok bakimdan farklidir. Mesela Süleymaniye’de kubbeyi esit ve paralel kenarli dayanaklar tuttugu halde, Sultanahmet Camii’nin kubbesi yuvarlak ve iri sütunlar halindeki filayaklarina oturmaktadir. Orta kubbe dört sivri kemer üzerine oturtulmus, köseleri pandantifle doldurulmustur. Yarim kubbelerin kenarlari da sivridir. Isik süzülmesini kolaylastirmak için pencere ve kemerler de degisik bir stilde yapilmistir. Isigin cami duvarlarini süsleyen renkli çinilere degisik sekillerde yansimasi düsünülmüs, pencere camlarina buna göre renkler verilmistir.

Sultanshmet’in asil özelliklerinden biri. Bol isikli, diger çinilerinin essiz birer sanat eseri olusudur. Yüzyillar içinde eskiyen veya kitilan bazi camlari degistirilirken, ayni renkler turrurulamamis. Bu yüzden cami yapilisindaki zamana göre isik-renklerinden kayba ugramistir. Buna ragmen Sultanahmet’in iç aydinligi bugün hiçbir mabedde yoktur.

Sultanahmet Camii’nin maliyeti, sebilleri, mektebi, Hümayun kasri, dükkanlari, dükkanlarin üzerindeki odalari ve padisahin türbsi de dahil olmak üzere 1811 yük 2944 akçedir. 1 yük 100 bin akçe, 120 akçe de 1 altin oldugunua göre, bu saheserin yaklasik olarak 1.510.000 altina mal oldugunu söyleyebiliriz.
Cami 21.043 çini ile süslenmistir ve bu çinilerin herbirine 18 akçe ödenmistir.

NIÇIN ALTI MINARE

 

Istanbul’da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, Islam dünyasini yakindan ilgilendiriyor ve baslica konu ediliyordu. Sultanahmet Camii’nin yapilmasi da hayranliklar, genis yankilar uyandirdi.

Fakat Imparatorlugun bazi eyaletlerinden itirazlar da geldi. Itiraz da geldi. Itiraz edenler, ”camiye alti minare yapilmasi kabe’ye saygisizlik olur” diyorlardi.

Çünkü o zamanlar alti minaresi olan tek mebed Mekke’de idi.

Padisah bu meseleyi bütün Islam alemini memnun edecek bir sekilde halletti: Mekke’ye yedinci minareyi yaptirdi.
Sultanshmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikiser serefelidir.

AVIZELER BIRER HAZINE IDI

Evliya Çelebi, Sultanahmet’teki avizelerin, yapildigi yillarda, oradaki çiniler kadar güzel ve degerli oldugunu söyle anlatiyor:

”…Bu camide asili avizeler yüz Misir hazinesi degerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadindan beri toplanankiymetli essiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok degerli hediyeler buraya koymustur..Mesela, Habes veziri Cafer Pasa camiye alti adet zümrüt kandil göndermistir ki, herbir kandil altisar okka agirlikta idi. Altisi da mücevherli altin zincirlerle asilmistir.. Ayrica bu camide öyle çok ve degerli kitaplar verdir ki,Islam diyarindaki öteki padisah camilerinin hiçbirinde bu kadar çok güzel ve degerli kitag görülmemistir..”

SULTANAHMET’IN DIS AVLUSUNDA, BIRINCI KAPININ ALTINDA BULUNAN SEBIL KITABESI

 

Içen abdan dari-naim içre mesrur ola, Yazilub amali-hüsnü deftere medtur ola

Camii Han Ahmed’in banii ala mesrebi, Hazreti Mimarbasi ahreti mamur ola.

Kim Muhammed anin nam-u ali himmeti, Itti bu rana binayi hasredek mashur ola

Olmamistir dahi olmaz böyle ali bina, Bir eser konmustur ki, kim dembedem Mezkur Ola
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESIYLE:
Bu sudan içen, nimetler yurdu olan Cennete kavussun mutlu olsun.
Yaptigi güzel isler deftere satir satir yazilsin.
Yüksek ahlaki kendisine huy edenin, Han Ahmed’in camiini yapan,
Yüce mimarbasinin sonu da iyi olsun.
Bu ulu mimarbasinin kutlu adi Mehmed’dir.
Dünya durdukça ünü her tarafa yayilsin diye, bu güzel, gözalici yapan odur.

Bu büyük eserin benzeri yoktur ve olmayacaktir.
Be eser, her zaman övgüyle konusulsun, dillerden düsmesin diye yapilmistir.

SULTANAHMET
Nurlu elleri Sedefkar Mehmed Aga’nin
Indirmis yeryüzüne isik-cismi.
Eli öpülesi o dehanin
Mehyalatla yazilsin ismi.

Bir eser vermis ki o sanat günesi,
Orda mevsim yil boyunca bahar…
Bulunmaz dünyada bir esi
Maya’lardan Misir’a Çin’e kadar

Kubbeleri bir tomurcuk bahçesi, kat kat,
Her sabah açar..
Duvarlari tas degil, sanki kanat,
Her gece uçar…

Alti füzesiyle gökyüzünde
Dolasir Sultanahmet.
Gökkusagini o toplar, o dagitir
Dünyaya demet demet.

Sonsuz mevilerde ak güvercin,
Akveryum renginde bir rüya..
Büöyle bir güzellik gördügü için
Mutludur dünya..

Kaynak:gbg.bonet.se

Kategoriler